LOKANTALARDA YENEN PİSLİKLER

Yaşanmışlığın anlatımının uzun oluşu vazgeçirmemeli okunulmasını!..
İyi tanımadığınız yerlerde yememeye karar vereceksiniz.

”Ben bir turist rehberiyim.

Yaz sezonunda Güney’de çalışır, düzenlenen turlarda müşterileri gezdirir, onlara bilgi veririm.

Mesleğim sezon ile kısıtlı ama bahşiş, yevmiye, komisyonlar derken yuvarlanıp gidiyoruz işte.

Bu sezon başlarken restoran işletmeciliğine soyundum.

Soyundum soyunmasına da on beş gün içinde vazgeçtim.

Şimdi tekrar acente acente dolaşıp iş arıyorum. Neden..? Anlatayım:

Her şey, yaz sezonundan bu yana görmediğim bir dostumla karşılaşınca başladı.

Hal hatır sorup üç – beş çay yuvarladıktan sonra bizimki birdenbire sordu: ‘Bu yaz bir şirketle anlaştın mı?’

İçimden bir ses bunun devamında bir şey geleceğini söylüyordu ve ben kendimi; her zaman verdiğim cevabı vermeye hazırlayarak ‘Yok’ dedim, ‘Henüz değil…’.

Arkasından da eklemeyi ihmal etmedim; ‘Ama biliyorsun, turların nerede alış-veriş molası vereceklerine operasyon karar veriyor. Ben rehberim. O yüzden sen operasyoncularla konuş…’.

Dostum büyük çaplı bir lokum imalathanesi işletiyordu. Yabancı gruplara satış yapıyor ve işin raconu gereği acenteye ve rehbere satıştan komisyon ödüyordu.

Bir otobüs dolusu turist dükkana girdiğinde güzel satış oluyordu ve kar marjı da oldukça yüksekti.

Ben de bir turist rehberi olduğum için arkadaşım bana kancayı takmış; vereceği yüzdeyi habire arttırır, grupları oraya götürmemi isterdi.

Ben de her defasında kibarca reddederdim. Yok, bu kez yanılmışım. Hem de ne yanılmak… Arkadaşım ‘Yok yok… Grup işi falan değil. Benim senden istediğim çok başka bir şey. Hazır sezonluk anlaşmanı da yapmamışsın, gel benim restorana ortak olalım’ deyivermez mi? Yahu, daha sezon başı… Kışı güç bela geçirmişim zaten. Restorana ortak olacak para bende ne arar? Bu işin olamayacağını anlattım.

Adam zamk gibi… Yakamı bırakmıyor. ‘Ben senden para falan istemiyorum ki‘ dedi. ‘Yer benim. Sen işleteceksin, masrafları düşeceğiz, kalanı fifti fifti…”.

Allem etti, kallem etti beni restorana götürdü. Tam tekmil; temizlik yap, malzemeni al, personeli tut, aç kapıyı çalışmaya başlasın. Mekan güzel, yeri iyi. Sezon başladığında güzel iş yapacak bir yer. Eh, bende aşçılık da var. Teklif süper. Havaya girdim, ‘Olur’ deyiverdim.

Demez olaymışım. Sezon henüz başlamamıştı ama buna rağmen ortalıkta tek tük turist dolaşıyordu. Deneme olur düşüncesi ile, biraz da can sıkıntısından gidip alışveriş yaptım. Menüye bir – iki yemek koyup biraz da içecek stokladıktan sonra restoranı açtım. Hayrettir, bir – iki müşteri de geldi. Fakat restoranın açılması müşterilerden çok toptancıların ilgisini çekmişti.

İlk gelen; sezonluk su stoğumu bana satmaya çalışan bir bayi oldu. Toptan alırsam büyük su 35 Kr.’a, küçük su da 15 Kr.’a geliyordu. Onun ardından toptan gıdacı, meşrubatçı ve biracılar da geldi tabii. Buraya kadar her şey normaldi. Ancak arkası kapalı, üzerinde hiç yazı bulunmayan bir kamyonet restoranın önüne geldiğinde ilk şokumu yaşadım.

Adam kaşar peyniri satıyordu. Kilosu 6,5 Lira’dan... Ben ‘Nasıl böyle ucuz satıyorsun?’ deyince adam açık açık söylemekten çekinmedi; ‘Abi bu dandik kaşar ama kimse ayırt edemez. Bak, al bi’ parça…’. Nutkum tutulmuştu. ‘Zararlı değil abi, patates püresine yağ ve kaşar aroması koyuyorlar.’. O şok ile adamı nasıl gönderdiğimi hatırlamıyorum. Ertesi gün daha beteri; kıymacı – köfteci idi gelen. Kilosu 3,5 Lira’dan kıyma satıyordu. Sinirlerime hakim olup kıyma dediği şeyin muhteviyatını sordum. Et aroması, tavuğun deri ve kemikleri, soya gibi ‘zararsız’ maddelerden üretiliyormuş. Adam övünerek ‘Her şey dahil otellerden alan var abi.’ dediği an tekmeyi yedi. Adamı kovdum kovmasına da, bu iş fena halde aklıma takıldı.

Kardeşim, bu memlekette sahte olmayan bir şey yok mu? Ben de bu tip restoranlarda yemek yedim mi acaba? Yediysem kaç kere..? Bu işin ucu nereye kadar gidiyor..? Oturdum bilgisayarın başına, başladım araştırmaya… Aman Tanrım! Neler neler varmış bu memlekette?
Neredeyse gerçek bir şey yok piyasada. Her şeyin aroması var.

Üstelik hepsi internette, online satılıyor. Aromalar saymakla bitmiyor.

Acı biber aroması, acıbadem aroması, ahududu aroması, (…) ceviz aroması, çikolata aroması, cheddar peyniri aroması, et aroması, (…) keçi peyniri aroması, keçi sütü aroması, kekik aroması, (…) tereyağı aroması, yoğurt aroması, zeytin aroması, zeytinyağı aroması… Ekmek aroması!

Yahu, ekmeğin bile aroması var. Çakma ekmeği nasıl yapıyorsunuz? Neden yapıyorsunuz? Araştırdım.

Durum bildiğiniz gibi değil. Unun beyazlatıcısından tutun da maya besleyicisine, hacim aromasına kadar neler neler var. Kahvelere köpük yapıcı satıyorlar! Köfte kızartılırken hacminin küçülmesini engelleyen kimyasallar var. Bilumum E Bilmem kaç maddeleri gördüm. Yeminle bin civarında ‘E’li madde var. Bir o kadar da ‘E’siz katkı maddesi piyasada.

Tam bunları okurken sahte kolacı, ucuz viskici, yaban domuzcu akın akın geldi. Bunca gelen arasında bana da toplu halde geldiler, iyi saatte olsunlar… Pılımı pırtımı toplayıp dükkanı kapattım ve bu işe bir daha girmemeye; hatta iyi tanımıyorsam restoranlarda yemek yememeye karar verdim. Bütün bunları yaşayıp öğrendikten sonra tımarhanelik olmadığım için şanslı olduğumu düşünüyorum. ”

YAŞAR GÜL

Neden Restoran açamadım? (1)

Neden Restoran açamadım? (2)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir