ÇANAKKALE KAHRAMANLARI ve 13 mayıs

13 MAYIS ZAFERİ’NDEN VE BUGÜNÜMÜZDEN HABERİMİZ VAR MI?

Muavenet-i Milliye ve Goliath!
(Davut ve Calut!)
Bugün, Çanakkale Savaşı’nın en önemli olaylarından birinin 105. Yıldönümü…
Yine yarım yamalak bir entelektüelliğimin gevezeliğini göstereceğim ve size tarihten bugüne bir not düşeceğim…

18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi’ni hazmedemeyen İngilizler, denizaltılarla Marmara Denizi’ne girmeyi planlamıştılar ve Marmara’ya girmiştiler de! Çünkü İngilizlerin iki savaş gemisi, geçişleri kapamıştı ve bu da düşman denizaltılarının işini kolaylaştırıyordu.

Cornwallis ve Goliath (CALUT) isimli iki savaş gemisini batırmak, Osmanlı Bahriyeleri için namus meselesi olmuştu. Zira bu iki savaş gemisi, sinsi köpekbalıkları misali denizaltıların geçişini kolaylaştırıyor, tabyaları hedef almaya devam ediyor ve Osmanlı’ya ağır darbeler vuruyordu…

Muavenet-i Milliye (Ulusal Yardım) isimli küçük bir muhrib, gece karanlığını beklemeye başlamıştı… Görev, son derece tehlikeli ama bir o kadar da namus meselesiydi. Geminin ışıkları kapalı, gecenin karanlığı da zifiriydi…
Ürkütücü bir sessizliği, kurt gibi uluyan bir rüzgarın sesi ve çelik gövdeli gemilerin cıvatalarının uğultusu bozuyordu! Kalp atışlarının ritmi, deniz dalgalarının üstünde davul çalıyor gibiydi…

O karanlıkta yapılması gereken şey, düşman denizaltısının yakınına gelmek ve düşmanı torpillerle yok etmekti.
Ama o karanlıkta; gemi kayalıklara çarpabilir, düşman tarafından fark edilebilir ve mayınlara çarpabilirdi…

Muavenet-i Milliye,
12 Mayıs’ı 13 Mayıs’a bağlayan gece harekete geçti. Burnu döner dönmez büyük zırhlılardan Goliath bütün heybetiyle karşılarındaydı ancak daha da yaklaşmak gerekiyordu. O dev geminin devasa projektörleri etrafı tarıyordu ve düşman gemisi Goliath, Muavenet’i fark etti!

İngiliz Nöbetçi Subayı:
Who are you? Password? / Kimsiniz? Parola?”

Osmanlı Bahriye Subayı:
(Mükemmel bir İngiliz aksanıyla) “We have great news for you! / Sizin için harika haberlerimiz var!”

İngiliz nöbetçi subayı, Osmanlı gemisi olduğuna ihtimal bile vermemişti. Ne alarm vermişti ne de uyarı ateşi açmıştı…

Barbaros Hayreddin ve Turgut Reis isimli iki torpil, peş peşe denize bırakılmıştı ve Goliath‘ın baş tarafında büyük bir patlama meydana gelmişti. Patlamanın sesi gök gürlemesi gibi korkunç ve her yerden duyulacak gibiydi…

Dev gemi, 500 düşman askeriyle birlikte birkaç dakika içerisinde daha ne olduğunu bile anlayamadan Çanakkale Boğazı’nın sularında kaybolmuştu. Hayalet gibi sızan, sonrasında da bir balık gibi geri çekilen Muavenet-i Milliye, büyük bir zafere daha imza atmıştı…

Olay sonrası, Sultan Reşat bahriyelilere altın madalya takarken, İngiltere’de peş peşe istifalar veriliyordu: Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Fisher ve Deniz Bakanı Winston Churchill istifa etmişti…

Winston Churchill “Düşman Madalyayı Haketti! Kahrolsunlar! / “Enemy Deserves Medal! Damn!” diye günlüğüne not düşerken, İngiltere’de bazı gazetelerin kullandığı manşet ilginçti: “Davut sallama sapanla taş attı, dev Goliath’ı (Calut’u) başından vurdu! / “David threw the stone with a sling, hit the giant Goliath from the head!”

NOT:
Tanah (Tevrat ve Zebur), İncil ve Kurân kitaplarına (genel anlamda İsrailiyat ve Kısas-ül Enbiya kayanaklarına) göre, Hz. Davut, kavmine musallat olan Callud/Calut/Cellât isimli zalim bir devi, sapanla attığı taşla yenmişti.

Evet!
Genetik ve sosyolojik tarihimiz; zaferlerle ve üstün başarılarla doluyken, biz o doluluğu, bugün boş şeylerde harcıyoruz!
Osmanlıcılar, Kemalistlere; Atatürkçüler, Ümmetçilere; Türkçüler, Osmanlıcılara; A’dakiler, B’dekilere; Yukarıdakiler, Aşağıdakilere. buz gibi ama aleyhlerinde de bir o kadar hararetli!
Ne kadar da yazık!
Heyhat!..

İngiliz aksanıyla konuşan bahriyeli subay ya Arnavut’tu ya Kürt’tü ya Çerkez’di ya Kayı Boyu’ndandı ya da Laz’dı…
Torpilleri gönderen bahriyeli çavuş/onbaşı/er ya oruç tutmuştu ya o yılki Paskalya Bayramı’nı düşünüyordu ya da Muharrem Ayı’ndaki aşurenin tadı damağındaydı…
Geminin dümencisi ya sevdiğine kavuşmayı düşlüyordu ya annesinin hastalığını düşünüyordu ya da köydeki hasadını merak ediyordu…

Ama kim olursa olsun, ne düşünüyorsa düşünsün, hangi etnisiteye – inanca mensup olursa olsun her birinin inancı ve hedefi aynıydı: BU VATAN HEPİMİZİN, BİZ BÜYÜK BİR MİLLETİZ! Bu inanç ve hedef, aslan kesilen düşmanları kediye çevirecek enerjideydi….

Peki, o enerjimiz şimdi nerede?
O enerji tarih kitaplarına mı gömüldü yoksa genetiğimize hormonal dokunuşlarda mı bulundular? Bu vatan hepimizin, biz büyük bir milletiz: Farklılıklarımızla, farkındalık yaratan ve bir olunca binleri ayaklar altına alan enerjimizin yerini kaybettik hepsi bu! O enerji halen bizde, biz o enerjiye bile enerji verecek bir milletiz! Yeter ki isteyelim ve yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim.

Yeniden dirilmek, ebediyen birlik ve beraberlik içinde olmak ve de birbirimizi kucaklamak bizi “BİZ” yapacaktır.

Bu vatanın bölünmez bir bütün olduğunu savunmak ve vatana düşman sokmamak için şehit olanları; rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.