CUMHURİYET VE İRTİCA

Cumhuriyet değerleri ve irtica

*** İrtica “geriye gidiş”, mürteci de “geriye gidişi savunan” manasına geliyor.

Peki, Türkiye için “geriye gidişi” savunmak ne anlama geliyor?

Türkiye nasıl “ileriye” gitmiş ki ondan geriye gidiş savunuluyor olsun.

Türkiye’de ileriye gidişin ne olduğu ortaya konmadan, geriye gidişin ne manaya geldiği anlaşılamaz. Bu nedenle önce “ileriye gidiş” ne ile ve nasıl oldu onu ortaya koyalım. Buradan geriye gidişin ne olduğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

*** Doğrudur, bundan 90 küsur yıl önce Türkiye “ileriye doğru” bir takım adımlar atmıştır.

Bunlar 600 küsur yıllık bir imparatorluk geleneğinin ardından atılması gereken adımlardı. Tarihin akışı bu yöndeydi, bunun önünde durulamazdı.

Kanaatimce bu adımlar 1920-1924 yılları arasında gerçekleşen beş büyük devrimle atılmıştır. Bu devrimleri “millet” yapmıştır. Katkıda bulunanlar da şükranla anılmalıdır. Türkiye devrimlerden büyüktür. Millet de Türkiye’den büyüktür. İstiklali hak etmenin gerekçesi olan “Hakk” (a tapmak) ise en büyüktür. Önce bunları yerli yerine oturtalım.

İlk olarak 1920’de TBMM kurulmuştur. Daha doğrusu İstanbul’daki Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı işgal koşulları sebebiyle Ankara’ya taşınma kararı almış, ilk üyeleri arasında M.Akif’in de olduğu bu oluşum daha sonra TBMM olmuştur. Bu haliyle bile bu, saray geleneği içinden çıkan bir devrimdir. Bundan geriye gidiş irticadır. Örneğin 1961 ve 1982’de TBMM’yi ortadan kaldıran askeri darbeler birer irticaî kalkışmadır. Demek ki TBMM’yi ilga etmeye yönelik her girişim 1920 öncesine dönüş olacağından irticai hareket olarak görülmek durumundadır. Millet, bu kazanımdan daha da geriye döndürülemez.

İkinci olarak 1921’de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu yürürlüğü girmiştir. Daha doğrusu 1876 Kanun-i Esasi’si yeniden düzenlenerek bu hale getirilmiş ve daha sonraki tüm anayasalara kaynaklık etmiştir. Anayasal düzene geçilmesi de bu anlamda bir ileri adımdır. Aynı şekilde yürürlükteki anayasayı ortadan kaldıran darbeler dahil tüm girişimler bu manada irticaî kalkışmalardır.

Üçüncü olarak 1922’de saltanat kaldırılmıştır. Türkiye’de saltanatı geri getirme yanlısı her hareket yine irtica hareketi olarak görülmek durumundadır. İslam adına yapılsa dahi bu böyledir. Çünkü İslam’da saltanat diye bir şey yoktur. Saltanat bir Fars ve Bizans geleneğidir. Akif’in tabirleriyle “Adı batsın bunu İslam’a sokan kalpazanın…”

Dördüncü olarak 1923’de cumhuriyet ilan edilmiştir. Cumhuriyet düşüncesi ilk kez bu yılda ortaya çıkmış da değildir. Örneğin daha 1896’da cumhuriyeti savunan ve bunun için risale yazan medrese hocaları (Hoca Muhyiddin Efendi) ve İslamcılar vardır. M. Kemal o vakitler henüz 15 yaşlarındadır. (bkz. İ. Eliaçık; “İslam’ın üç çağı” kitap çalışmamızda “ Cumhuriyet bir İslamcı proje miydi?” adlı makale). Dolayısıyla bundan geriye gidiş de irticadır. Milletimizin bu kazanımı da geriye döndürülemez. Zaten İslam’ın ruhuna saltanattan ziyade cumhuriyet yönetimi daha uygundur.

Beşinci olarak 1924’de hilafet kaldırılmıştır. Yani kendisini halife-i ruy-i zemin olarak gören, Allah’a ve peygambere vekalet ettiğini söyleyen birisinin bu iddiası geçersiz kılınmıştır. “Bizim de papa gibi bir halifemiz olsaydı” iddiası geçersizdir, çünkü papalık da meşru değildir. Hilafet saltanatla özdeşleşmişti. Halife denince akla Emevi, Abbasi ve Osmanlı dönemlerinin saltanat telakkisi kaçınılmaz olarak beraberinde gelmekteydi. Dünya müslümanlarının birliği illa hilafet modeli ile gerçekleşecek diye bir kural yoktur. Hilafet ihya çağlarının modeli idi. Birlik ve beraberlik inşa çağında başka modellerle de gerçekleşebilir. Bundan geriye gidiş ihya çağlarına dönüş olacaktır, oysa  tarih geriye doğru işlemez.

Bu beş büyük devrim dışında yapılan değişiklere ise devrim denemez. Sosyolojiye göre de, siyaset bilimine göre de devrim denemez. Bunların dışındakiler dönemin hükümetlerince çıkarılmış bir takım kanun hükmünde kararnamelerdir ve tarihseldir. Ama bu dört büyük devrim, İslam’ın tarihteki yürüyüşü ile paralel olup milletimizin kazanımlarıdır. Artık bunlardan geriye dönüş düşünülemez. Bilakis eleştirel akılla daha da ileriye götürülmesi gerekir.

***

Cumhuriyetin temel değerleri ve nitelikleri de 1920-1923 yılları arasındaki kurtuluş ve varoluş mücadelesi içinde yoğrularak belirmiştir. Bunları da beş büyük değer ve nitelikle ifade edebiliriz;

İlki Hakimiyet-i Milliye’dir. Yani yönetimde milletin hakimiyeti esas olup, egemenlik herhangi bir kişi, sınıf, hanedan veya kuruma tapulanamaz. Millet neyi isterse o gelir. Milleti adam yerine koymayan, ona rağmen ülkeyi yönetmek isteyen, milletin değerlerini, inançlarını, beklentilerini tehdit olarak algılayan her zihniyet geriye gidiştir, irticadır.

İkincisi İstiklâl-i Tam’dır. Yani tam bağımsızlık esas olup, Türkiye’yi herhangi bir gücün egemenliğine sokmaya çalışan, siyasi ve ekonomik yönden ülkeyi başkasına muhtaç duruma düşüren her tür hareket ve zihniyet geriye gidiştir, irticadır.

Üçüncüsü Misak-ı Milli’dir. Yani millet sözleşmesi esastır. Milletin tarihteki yürüyüşüne gönüllü olarak katılan herkes bu millettendir. Türkiye, Türkiye’de yaşayan herkesindir. Bu anlamda “Türkiye milleti” bölünmez bir bütündür. Misak-ı Milli’de geçtiği gibi 1918 Mondros mütarekesi şartlarında işgal altında kalan topraklar dışında kalan tüm memalik-i Osmani’nin (Osmanlı memleketleri) ve anasır-ı İslam’ın (müslüman halklar) yaşadığı yerler tek bir bütün olup bölünemez. Bundan geriye gidiş de irticadır. Örneğin bu bütünlüğün her hangi bir parçasının bölünmesini, ayrılmasını istemekte geriye gidiş olup irtica olarak görülmek durumundadır. Mondros şartlarında işgal altında kalan topraklarda yaşayan halklar ise Misak-i Milli’ye katılıp katılmama konusuna kendi hür iradeleri ile karar vereceklerdir. Sekiz maddelik misak-i milli aynen böyle söyler…

Dördüncüsü Müdafa-ı Hukuk’tur. Yani hak, hukuk, adalet savunması esastır. Cumhuriyetin temelinde bunlar vardır. Her tür hak ihlali, hukuk dışılık ve adaletsizlik bir geriye gidiştir, irticadır. Bunun devlet adına yapılması durumu değiştirmez. Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olarak kurulmuştur. İstiklal marşımıza göre bu milletin özgürlük ve bağımsızlık hakkıdır çünkü güce, paraya, sermayeye, silaha, devlete, çetelere değil hakka tapmaktadır. Bundan vazgeçtiği an özgürlüğünü ve bağımsızlığını kaybeder, köleliğe müstehak olur…

Beşincisi Muasır medeniyettir. Yani bir çağdaş uygarlık yaratmak! Çağdaş uygarlığa “ulaşmak” veya “üzerine çıkmak” değil. Çünkü bu durumda “dışarıda yaratılmış bir uygarlık var, o kesin doğru, biz ona ulaşacağız veya onun üzerine çıkacağız” gibi oluyor. Oysa bunun doğrusu yerinde durarak bir çağdaş uygarlık yaratmaktır. İçeriden yenilenme stratejisi ile kendini boyuna yenilemektir. Anadolu’nun yaratıcı dehasını ortaya çıkarmaktır. Yeniliği ve uygarlığı kendi bağrından fışkırtıp çıkarmaktır. Gerçek anlamda adam olan ülkelerin yaptığı bundan başka bir şey değildir. Bu durumda başka bir zamandan veya mekandan uygarlık beklemek geriye gidiştir. Önceki çağlardan veya sonraki çağlardan medet ummak da geriye gidiştir. Doğrusu bizzat kendi çağında ve kendi dinamikleri ile uygarlaşmaktır. Kaldı ki bu potansiyel bu topraklarda vardır. Yeter ki gölge edilmesin, dilenilen, başkasına el avuç açılan durumdan kurtulunsun, kendine güvenilsin. M. Akif bunun yolunu İstiklal marşının ilk ve son kelimelerinde göstermiştir; korkmamak ve yalnızca hakka tapmak!

***

İşte cumhuriyetin temel değerleri bunlardır. Şu an cumhuriyetin temel nitelikleri diye ortaya konan bir takım ilkeler ise CHP’nin altı okudur. 1928-1945 yılları arasında beş kez müdahale edilerek anayasaya sokulup “nitelik” haline getirilmişlerdir. Oysa bunlar bir parti programıdır. Tek parti döneminden kalmadır. CHP’nin ideolojisini ifade ederler ve CHP’ye iade edilmesi gerekir. Bunları CHP bir siyasi parti olarak savunabilir. Ama yukarıda saydıklarımız ideoloji değil ontolojidir. Asıl irtica ontolojiden geriye gidiştir.

***

Demek ki irtica yukarıda anlattığımız şekilde Türkiye tarihinin “beş büyük devriminden” ve yeniden yorumladığımız şekilde cumhuriyetin “beş büyük değer ve niteliğinden” geriye doğru gidiştir. Bu kazanımları kaybetmenin, milletin elinden almanın adıdır.

Gerisi iktidar dalaşından başka bir şey değildir.

Olaya bir de bu gözle bakmayı deneyelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir