LOZAN’I BEĞENMEYENLER ARDNİYETLİ Mİ?

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan antlaşmasının 95. Yıl dönümüne ulaştık kutlu olsun.

Cumhuriyet tarihimizin, üzerinde en çok tartışma çıkan ve bugün dahi üzerinde en çok spekülasyon yaratılan meselesi.
Kimilerine göre büyük bir hezimet, kimisine göre zafer.
Bir tarihçi olarak gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki Lozan, ulusumuzun çıkarlarını koruyan, dünya devletleri ile aramızda sulh sağlayan bir metindir.

Lozan’ın bir hezimet olduğu meselesi ise, yanlış ve hatta kötü niyetli bir tezdir.
600 yıllık, dünyanın 3 kıtasına hükmeden bir imparatorluğun paylaşılmasının ardından elimizde kalan bu son toprak parçası da alınmak istenmiş ve bu uğurda Türk milleti, Milli Kurtuluş Savaşı vererek bu zalimliğe son vermişti.
Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922) Kurtuluş savaşına fiilen son vermiş, ancak hukuken bir barış antlaşması yapılması gerekiyordu.
İşte Lozan tam da bu sebeple Anadolu ovasında kazanılan zaferin, dünya devletleri tarafından masa başında da kabul edilmesidir.
Milli Kurtuluş Savaşı’nın siyasi safhasıdır.

Lozan antlaşması tasfiye edilen imparatorluğun ve bu büyük imparatorluktan kalan sorunların çözüleceği yer olmuştu.
Nitekim bu amaçla Azınlıklar meselesi, Osmanlı borçları, Kapitülasyonlar gibi bir çok mesele bu konferansta, istediğimiz biçimde çözüme kavuştu.
Özellikle Kapitülasyonların kaldırılması ve Osmanlı borçları mevzusu İngilizlerin canını sıkıyordu.
Çünkü bu iki önemli konu Türk delegesinin başarılı politikaları sonucunda lehimize çözülmüştü.
İngiliz diplomat Andrew Ryan Lozan’ın imza edildiği günlerde şöyle diyordu ‘’Lozan’da onursuz bir barış imzaladık.
Bu İngiltere’nin şimdiye dek imzalamış olduğu antlaşmaların en uğursuzu, en mutsuzu ve en kötüsüdür.’’

Bir İngiliz bile bunu söylerken, bizler hala Lozan’a hezimet demekte ısrar ediyoruz.
Üstelik bu lafları edenlerin mazide ‘’Keşke Yunan galip gelse idi‘’ dediğini de unutuyoruz.

Sanırım karşılaştırmalı olarak anlatmak daha doğru olacaktır.
Sevr antlaşmasına göre Türkiye’nin toprak durumu resimdeki harita da gösterilmiştir.
(Sevr antlaşmasına göre Türklere bırakılan topraklar)

Sevr antlaşmasını kabullenmeyip, isyan eden Türk milleti Lozan’da kendi isteklerini kabul ettirecek ve emperyalistlerin çizdiği haritaları yırtarak bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti meydana getirecekti.
Konunun teknik kısımları ile boğulmak yerine, bu işin ruhunu yansıtmak daha doğru olacaktır.
Lozan antlaşması 95 yıl sonra bugün bile toprak bütünlüğümüzün ve bağımsızlığımızın garantisi olarak yerini korumakta.
Peki bu kavga neden ?

Neden bir kısım tarihçi hala bu antlaşma üzerinden polemik yaratıyor, neden bu antlaşma itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor?

Bilindiği üzere Lozan heyetinin başında İsmet Paşa baş delege sıfatı ile bulunuyordu.
Heyette Sinop Milletvekili Rıza Nur ve Hasan Saka beyler ile kalabalık bir diplomat ve danışman grubu bulunuyordu.
Böyle kalabalık bir heyetin hatırlanması zor bir durumdu.
Bu yüzden antlaşmayı imza eden kişi olarak İsmet Paşa sahnenin en önünde duruyordu.
Böylece antlaşmadan memnun olanlar için tek kahraman İsmet Paşa iken, bu durumdan rahatsız olanların tenkit edeceği isim de böylece belli oluyordu.
Ben meselenin bu sebepler yüzünden bu denli kaşındığına ve tahrif edildiğine inanıyorum.
İsmet Paşa bugün dahi tıpkı imzaladığı Lozan gibi, bir kesim tarafından çok sevilen, bir kesimin ise paratoner gibi bütün tepkisini üstünde toplayan bir isim.

Antlaşmayı onun imzalamış olması ve daha sonrasında Rıza Nur’un Lozan hakkında yazdığı yazılar bir takım kimselere ilham olmuş ve bir yalan furyası ile senelerdir Lozan antlaşması tahrif edilmiştir.
Şimdi bu antlaşma ile ilgili bir takım söylentilere birlikte cevap verelim:
* Lozan antlaşması belirli bir süre sonunda sona erecektir !
→ Bu tarz antlaşmalar süreye bağlı olarak imzalanmaz.
Lozan antlaşması da taraflar ihlal etmeudiği sürece geçerliliğini koruyacaktır.
* Lozan antlaşması ile Ege Adaları satılmıştır !
→ Aslında adalar 1829 Edirne antlaşması ile elimizden çıkmaya başladı. Ancak popüler olan 12 Ada olduğu için esas alacağımız antlaşma 18 Ekim 1912 Uşi Antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti 12 Adayı, Balkan savaşının sonuna kadar olmak şartı ile İtalya’ya bıraktı.
Ancak daha sonra patlak veren 1. Dünya savaşında Osmanlı ve İtalya karşı cephelerde savaşınca İtalyanlar adaları geri teslim etmediler.
Daha sonra İtalya, 12 Adayı Şubat 1947 de gerçekleşen Paris Barışı ile Yunanistan’a bıraktı.
* Saltanatı kaldırma karşılığında Lozan antlaşması imzalandı !
→Bu belki de en komik olan suçlamadır.
Böyle bir durumun tarihsel gerçeklik ile uzak yakın hiçbir bağı bulunmuyor.
Şartlar yeterince olgunlaşmış ve kazanılan mücadeleden sonra yeni yönetim şeklinin Cumhuriyet idaresi olacağı herkes tarafından ayan beyan görülüyordu.
Bu durum Lozan’a davet edilmesek bile gerçekleşecekti.
Ancak Lozan’a İstanbul hükümeti temsilcilerinin de davet edilmesi, bu işleyişi hızlandırdı.
Böylece konferansa tek ses olarak katılmak üzere saltanat, hilafetten ayrıldı ve saltanata son verildi.
* Lozan hezimettir !
→ Yukarıda da uzun uzun belirttiğimiz üzere Lozan bir hezimet değil, zamanın şartlarına göre ulusumuzun çıkarlarını ön planda tutan, bizi esarete mahkum eden sosyal, siyasal, ekonomik ve askeri kapitülasyonlara son veren bir antlaşmadır.

Lozan antlaşması Türkiye Cumhuriyeti’nin dayandığı en sağlam dayanak olarak gözükmekte.
Ancak her antlaşma gibi sonsuza kadar geçerli değil.
Bir gün bu antlaşmanın tarafı olan devletler, antlaşmaya aykırı bir tavır sergilediği takdirde bu antlaşma geçerliliğini kaybedebilir.
Bizim de kısır tartışmaları bir kenara koyarak daha sağlıklı bir anlayış ile kendi tarihimizi objektif şekilde değerlendirme zamanımız geldi de geçiyor bile.
Alternatif tarih yazıcılığı yapmak, halkı bir antlaşma üzerinden kurucu isimlere düşman etmek kimseye fayda sağlamayacağı gibi, bu antlaşmadan hala rahatsız olan Avrupa devletlerini sevindirmeye yarayacaktır.
Yetişmiş insan gücünün olmadığı, bir neslin cephelerde feda edildiği, yoksulluk dolu o günlerde imzalanan bu antlaşma İsmet Paşa’nın askeri başarılarının yanında bir siyasi ve diplomatik zafer olarak yerini almıştır.
Sevr gibi bir antlaşmadan sonra imzalanan Lozan, Türk tarihinin 1699 Karlofça Antlaşması ile başlayan büyük toprak kayıplarının son bulduğu, I. Dünya Savaşının bizim açımızdan kapandığını temsil eden büyük ve onurlu bir metindir.
Avrupalı zeki ve tecrübeli bir diplomat ordusu karşısında, askeri üniformasını henüz yeni çıkarmış bir avuç yürekli ve kararlı vatanseverin bir sene boyunca inatla mücadele ettiği, bu sayede hür ve bağımsız bir vatan kazanıldığını tescil eden Lozan bizim açımızdan tartışmaya kapalıdır.
Bu konu hakkında yalan ve iftira metotları ile hareket eden kimseler, yalnız kendilerini ve etraflarında ki insanları yanlışlar ve yalanlar ile kandırmaktadırlar.

Tarih objektif bir şekilde yazılmadığı zaman toplumsal ayrışma amacı olarak kullanılır.
Bu yüzden ideolojimizi, inançlarımızı bir kenara bırakarak sadece doğruları yazmalı, doğruyu yazanların peşinden yürümeliyiz.
Büyük önder Atatürk’ün sözleri her tarihçinin yoluna ışık tutmalıdır: ‘’TARİH YAZMAK, TARİH YAPMAK KADAR MÜHİMDİR; YAZAN, YAPANA SADIK KALMAZSA, DEĞİŞMEYEN HAKİKAT İNSANLIĞI ŞAŞIRTAN BİR HAL ALIR.’’